« Önceki | Sonraki »

1/7/2007

Toprağın Vuslatı

TOPRAĞIN VUSLATI

 

Toprak “bahar”ını beklemekte… Var olduğunun habercisi olan nefeslerini alırken; içindeki mucizeleri dışarı gösterme telaşında… Bekliyor…   Öteleeerden bir yerden “nefesine ahenk katacakları” bekliyor… İçi yana yana… Dalmış gözleri mavinin huzurunu taşıyan gökyüzüne… Biliyor; gelecekler…

 

Sunuyor kendindeki güzellikleri; ağaçları, çimleri, meyveleri, “aşk”ı taşıyan çiçekleri… Sunuyor sunmasına da; ağaçlar mahzun, çimler cansız, meyveler tatsız, çiçekler haykırmıyor “aşk”ı… Ama bekliyor… Beklerken veriyor kendini yine de; üstünde gezenlere. Bazen çıldıracak gibi oluyor, ruhsuzluktan, haksızlıktan, vahşetten… Haykırıyor “beni kurtarın” diye, duyulmuyor sesi… Tüm bu yaptıkları; üstündekileri sevmediğinden. Üstündeki “zulmedenleri” hazmedemediğinden. Ama hazırlık yapıyor toprak; altı asırlık şanlı bir imparatorluğa ilk tohum olmak için! Belki de zulümden kurtulacak olmanın heyecanını kazıyor kendine… Bekliyor dört gözle… Gelecekler çünkü…

 

Hava nedensizce açmaya başlıyor. Güneş her zamankinden daha fazla umut veriyor toprağa. Kuşlar torağın bekleyişine neşe katıyor. İçten içe serin bir rüzgar buyur ediyor toprağın can evine –yüreğine-… Coşkunluklar haber salıyor gizli saklı kalmış hislerle; gelme vakitlerine yakın… “Ardımızda altı asırlık bir hakimiyet taşıyoruz; hazırlan ey toprak, şereftir bu sana, hazırlan!!!!”   nidaları duyuluyor… Toprak, kan ağladığı anları unutuyor anında, sevinç gözyaşları alıyor onların yerini. Hissediyor toprak… Kendisini “Bizanslılar”dan kurtaracak cengaverler geliyor tüm ihtişamlarıyla…

 

Bir “ses” duyuluyor… Var’lıklarının huzurunu en güzel şekilde taşıyor bu ses… Bu ses… “ALLAH” diyor. İçi gidiyor toprağın bu “ses”e, şükür nidaları atıyor… kıpırtılar çoğalıyor, çağlıyor maneviyat coşkuları… Anlıyor… Geldi; “şeref” zamanı…

 

Yaklaşıyor, yıllardır süregelen sessizliğe “ses” kazıyacak olanlar. Haykıra haykıra, koşa koşa, yüreklerindeki rızasına razı oldukları Rablerinin “aşk”ıyla dört nala geliyorlar… Mutluluğun, huzurun, hoşgörünün, adaletinin habercilerini taşıyacak bu toprak… Bir atlı görünüyor ufukta. Toprak, kabına sığmıyor, sığamıyor… Toprak artık asırlarca sürecek şerefini taşıyor, kendinde. Atlı duruyor yıllardır amansız bir bekleyişi olan toprakta.  Atından iniyor o cengaver; “aşk”a susamışçasına su içiyor, toprağın üstünde gezmiş “kirlilik” yayan vahşetin kaynağını temizleyecek olan dereden. Hararetini almak için su; cengaverin eline yüzüne dokunuyor… Cengaverin alnı varınca secdeye, toprak “hayat” buluyor yeniden. Çiçekler “aşk”la açıyor olan var’lığıyla. Gül’e vuran sevdanın serzenişini duyururcasına… Toprak ileri bakıyor… Gördükleri içine işledikçe coşuyoor… coşuyor… Sonra bir atlı daha görünüyor… Bir atlı daha… Bir atlı daha… Cengaverler ilk “yurt”larını kuruyor; asırlara sığamayacak bir medeniyetin müjdesi kazınırken toprağa…

 

Toprak asırlar sonra ilk defa “nefes” aldığını hissediyor… Aldığı ilk “nefes” ile asırlara, dünyalara bedel ilk tohumu sunuyor hayata…

 

O tohum ki taşıyor ruhunda;   Osman Gazi’yi,

Şehr-i Yar olan İstanbul’un fatihi Sultan Mehmet’i,

Hızıyla düşmanları kırıp geçen Yıldırım Beyazıt’ı,

Kararlılığıyla, asaletiyle imparatorluğun sultanı Yavuz Selim’i,

“Muhteşem”liği dünyanın her yerine kazınmış Kanuni Sultan Süleyman’ı,

Siyasi dehası ve ferasetiyle 2.Abdulhamit Han’ı...

 

O tohum ki; bütün dünyaya örnek olacak “hoşgörü”yü …

 

O tohum ki; nesillere sirayet edecek  haşmeti, dirayeti taşıyor…

 

O tohum ki; artık duramıyor, veriyor kendini toprağa, asaletiyle, hoşgörüsüyle, adaletiyle…

 

 

Atlılar geldi… Hakimiyetin ilk çadırları kuruldu…  Toprak “hayat” buldu… O toprak “Söğüt”tü… O atlı “Osman Gazi”… Üç kıtaya hakim olmanın ilk habercileri yani…

 

O toprakta “can” vardı… “hayat” vardı… “aşk” vardı rızasına razı olduğumuz O’nun için…

 

Asırlar birbirini kovaladı… Nice Muratlar geçti o topraktan, nice Selimler, nice Mehmetler… Toprak altı yüz yıl boyunca “kendini buldu” o Süleymanlarla, Beyazıtlarla, Osmanlarla…

 

“Osmanlı” oldu o toprak o yerde –Söğüt’te-, “Osman Gazi”nin ayak basmasıyla kendisine, asırlar boyu sürecek olan…

 

 

 

Asırlar geçti… Toprak hala “Osmanlı” kokuyor… Geçmişimizin can evinde –yüreğimizde- duruyor “Osmanlı”… Tarih kokan “toprak” bizimki, kokusu üç kıtaya işlenmiş olan… Fatihiyle, Yavuzuyla, Kanunisiyle dünyaya kafa tutan… Hoşgörüsüyle farklı farklı ırkları, dinleri bir araya getirmiş ve yüzyıllar boyu bir arada tutmuş olan…

 

Şu an o toprağın bekleyişinin üstünden tam yedi yüz sekiz sene geçmişken… Söğüt hala haykırıyor… Toprak hala bekliyor… Heyecanlı… Ama tedbirli… Umut dolu… “Osmanlı” hoşgörüsü dolu… Bekliyor… Bir şey fısıldıyor toprak… “ G e l i y o r l a r!”...

 

 

Bir “gençlik” geliyor; mazisini –Osmanlı’yım diyebilen yüreklerini- önüne katıp da ileriye doğru koşar adım gidiyor; kanlarındaki asaletinin gururunu hiçbir an unutmayarak.

 

 

Bir “gençlik” geliyor, “Osmanlı” kanıyla donanmış, “Osmanlı” asaletiyle çevrilmiş, “Osmanlı” hoşgörüsüyle bezenmiş, “Osmanlı” nidalarıyla haykıra haykıra yurdun her yerine yayılmış olan…

 

 

Bir “gençlik” geliyor; “Türkiye”nin aydınlık geleceğini yaşatacak, “Osmanlı” ruhunu unutturmayacak olan…

 

Duymuyor musunuz; ayak seslerini? İyi kulak verin toprağa;

 

 

Çünkü GELİYORUZ…!!!

 

 

                                                         HÜMeyra Karagöz…

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

1 yorum yazılmıştır

  1. Yazan: isimsiz | Tarih: 2007-09-20 00:56:15
    Konu: test
    123

    Bağlantı »