ADI “BAYRAM” OLAN AN’LAR…
ADI “BAYRAM” OLAN AN’LAR…
Yüreklerden “şükür” sesi yayılıyor… Gözlerden “sevinç”… Eller “mutluluk”lara veriyor kendilerini, sonra da o “ellerden” alınan “sevgi”yi kazımak için birleşiyor hayatın derin çizgilerini taşıyan alınlarla… Ayaklar “hatırlama”ya gidiyor unutulmaya terk edilmiş yürekler için… Diller “tebrik” kuşlarına ortak olup şakıyor gönüllere… Kulaklar, hasret olduğumuz kişilerinin “ses”lerini ağırlıyor… Buruk bir sevinç yayılıyor sonra… Ruhlarımız “bayram”a kavuşuyor Yar...!
Şükür gerekti bize… Sevinç gerekti… Vuslat gerekti… On bir ayın sultanını uğurlarken, burukluk kazınsa da yüreklere, “bayram” tutuyor ellerimizden. Ilık ılık serpiliyor yüreklere, dalga dalga da çağlıyor. Ah Sultan’ım! Bereketin, beraberliğin, huzurun rahmet rahmet yağdığı ay bitiyor da, sonundaki “bayram havası” geliyor… Şefaatine layık olabildik mi, o ayı her zerresine kadar yaşadık mı, “sabır”ı tam anlamıyla anlayabildik mi dersin? Ne dersin, hak ettik mi “bayram”ı?
Özlemlerimizden çıkarır mısın yüreklerimizi Ey, adı Bayram olan sevinç kapısı? Hicran’lıktan ayırır mısın vuslat’larımızı? Hiç sebepsiz coşan minicik yürekleri ağırlar mısın, yüreğinde? Gözlerinden sevinç akan minnacık yavruları gösterebilir misin, at gözlüklerimizin ardındaki o gözlere? “mutluluk”un, bir tutam “gülücük”ün yanı başımızda olduğunu masumca gösteren o miniklere bir tutam “umut” yükleyebilir misin? Kimliği belirsiz “sevgi”leri bize adarken, bizdeki o “biz”i çıkarabilir misin Ey, adına “umut” yüklediğim hatırlanma kapısı!
Gel… Konuk ol hasretinden yanan şu yüreğe… Avut beni, o “eski” günlerdeki gibi… Ağlarken bir anda güldür beni yine. Tüm fedakarlıkları yapabilecek o yüreği ver bana tekrar… İçimde unuttuğum o “çocukluk”u çıkar karşıma… Bir şekerle, dünyaları ver bana yine. Biriktikçe o çikolatalar kadar “tatlı” bir hatıra yükle yüreğime. Gel, yanı başımda avut, şu yüreği yaralı olanı… Göster o ben’deki ben’i…
Siz! Gözlerinizi bıraktığınız o yollara; her “ses”e bir “sus” konduran; her ayak sesine bir “bakış” yollayan; yalnızlığın her zerresine “adınızı” yazdığınız… Evet siz… Anneler, babalar, nineler, dedeler… Yılların kazındığı o koltuklarda bizi bekleyen, senelerdir kapıları çalınmamış o masum nineler, dedeler… Affedebilecek misiniz şu yüreği? Gözlerinizi bıraktığım için, o yollardan tekrar çağıracak mısınız beni? Her “ses”e bir “sus” kondurduğunuz an, yüreğimin sessizlikte boğulduğunu fısıldasam yüreğinize…! Gelip geçen her insana “acaba o mu?” baktığınız an, ayaklarıma derin bir sancı girdiğini söylesem; o “bakış”ların ardından bir “umut” getirsem…! Beklediğiniz ”ben” olmasam bile, “o”nun yerine koyarak kendimi, gelsem…! Yalnızlığın her harfini yüreğime kazıdığımı haykırsam, “beraberlik”i getirsem peşim sıra…! Yıllanmış hata’lara bu sefer bir “doğru” koysam…! Yüreklerinize girip, saf bir dua istesem…! Ağlasam, ağlasam, ağlasam…! Affınız gelir mi dersiniz bana? Her “sus”a “ses” vermekti oysaki istediğim. Yanınızda olmaktı, içimdeki o yaramaz çocukla. Sessizliğimin sesi’ydi size duyurmak istediğim. Beceremedim, affedin beni! Hatırlamadığımdan değil, mahçupluğumdan… Yüzüm yok, yüreklerinizin huzurunu taşıyan o güzel yüzlerinize bakmaya!
Ey çocuk! Sen affedebilecek misin “abla”/”abi” dediğin o şahsiyeti… Gözlerindeki ışıltıyı göremeyip, “bayram”a, ardında kırılmış bir yüreği bırakarak koşar adım olanı… Yüreciğindeki o dünyayı sığdıranı hissedemeyen o yüreği… Bayram gününde, “bayram”ı hak edenlerle değil de, hak etmeyenlerle yaşayanı… Yüzleri temiz, kalpleri kirli olanları; yüzleri kirli olsa da, o kirliliği kalplerindeki pak’lığıyla temizleyebilenlere tercih eden o, hisleri kaybolmuş yürekleri… Bir tutam “büyüklük” koparıp o “küçücük” yüreğinden, üfleyebilir misin o “büyüklük”ü/affı?
Ve siz… Sokaklar… Evler… Dünya… Affedebilir misiniz, “bayram”ı “bayramlık”tan çıkaran şu zihniyetleri? Affedecek misiniz, “bayram”a gölge düşürmeye çalışanları? “bayram”ın adını silmeye adeta yemin etmiş dilleri…
Görüyorum… Biliyorum… Hissediyorum… Hiçbir şey “bayram”ı koparamaz yüreklerden… Bazen minik bir çocuk olur da gelir… Bazen içten edilmiş en masum dua olarak… Heyecan olarak, umut olarak, “aşk” olarak… Çikolatalardaki “tatlılık” kadar şefkatli bir konuk olur ruhlara… Gelir muhakkak, içlerinde bir tutam olsa bile “inanç” kalmışlara…
Ki siz… Sevmekten hiç yorulmadığım/yorulmayacağım güzel yürekler… İçlerinizde bir tutam değil, o “bir tutam”dan geriye kalan tüm tutamlar var... O “bir tutam” ise kazınmış, yüreklerinize konuk ettiğiniz diğer yüreklere…
“bir tutam”ın bir nasiplisi de karşınızdaki, o “bir tutam”a tutamlar katarak “bayram” coşkusunu kazımak isteyen bu aciz yürek işte… Sessizliğiyle “bayram”a ses kazırcasına “bayram”ı dualar kondurarak getirmek isteyen sessiz bir yürek… :)
Bayram; adına güzelliğe dair ne varsa yüklediğim unutulmaz an’ların sahibi! Gel, iliş yüreğime… Sessizliğime iliş, iliş ki; sessiz haykırışlarıma kazıdığım duaları al da, savur sahiplerine; o güzel yüreklere… Gel tüm huzurunla, dualarıma… Yağ rahmet rahmet, temizle yüreklerimizi… Ayların sultanından, “sultan”lara yakışacak şekilde ayır ben’liğimizi, olanca “hava”nla…
Ayların sultanından ayılırken “bayram havası” çöksün yüreklerinize… “bayram”la gelen heyecanı işlesin tüm yıl boyu, ruhlarınıza… Ahenk katsın dualarınıza… Kutlu olsun, “bayram”a adını verdiği Ramazan’ın sonrası üç gün…
Kıpırtıların bir “bütün” olduğu,
umut veren,
coşku saçan,
huzur işleyen,
beraberliğin öbür yüzü,
adı “bayram” olan an’larınız mübarek olsun…
HÜMeyra…
22 Ekim 06/Pazar
23.13
Konu: s.a
sa. arkadaşım.sizi züleyha çay arkadaşımdan duydum.sayfanızı takip etmekteyim.blogcu arkadaşlar beni sobelemişler.bende sizi sobelemiş bulundum .sizi ekledim ben sayfama bakarsan sevinirim.dua ile kalın.
Bağlantı »
Konu: başarılar sessiz...
sanal alemin uçsuz bucaksız yollarında yol alırken rastladığım tanıdık bir simaya içten merhabalar...gözümüzden ırak bu köşelerde giriştiğin bu güzel ,
anlamlı ve hayırlı işte başarılar dilerim..
Bağlantı »